12 Haziran 2010 Cumartesi

Garden State





"Kendi hallerinde filmler vardır.İddasız görünürler,büyük bütçeleri ve gişe kaygıları yoktur.Genelde bağımsız sinemanın şahaserleridirler.Ancak holvut yapımlarının arasındanda çıkabilirler.İşte öyle bir yapım.Sountrack ını çok övdüler.Ve yönetmeni aynı zamanda başrol oyuncusu olan ünlü dizi Scrubs tada başrol oynayan Zach Braff la tanışmak içinde sabırsızlanmaktayım.Haydi bakalım..."

yorumum:
Genç aktör-yönetmen Zach Braff ın özgün sinemasının harika özeti.Kendi hayatındanda imgesel yansımalar barındıran bir eve dönüş,ailesini ve en sonundada kendisini affediş hikayesi.İnsan olduğunu anlamayla,günümüz insanının mekaniksel tepkilerine sert göndermeler yapan yapım şüphesiz ki bir çok övgüyü hakederek aldı.Ama en çok hakettiğini düşündüğüm övgüler ise soundtrack ına.Özellikle shins grubunu keşfetmemi sağlayan o parçalara:)Film sonrasında yüksekçe bir yere çıkıp içinizdeki tüm kaygıları,endişeleri,21. yüzyıllı sorunlarını içinizde kopup gelen bir çığlıkla uzaklara püskürtme ihtiyacı hissediyorsunuz.Ve işte tam bu noktada bizler filme hayran kaldığımıza karar veriyoruz.Çünkü bizde bütün ironisiyle bu dünyanın içinde batıp kalmış yeni neslin gönülsüz parçalarıyız...
puanım:
7.5/10

yorumu:
Mükemmel değil ama hoş bir filmdi.Değişik hayatlar değşik insanlar yine.Çevirisi çok hatalıydı.sonuç olarak iyiydi...(kısa ve öz diyemeyeceğim baştan savma bu yorumun nedeni filmin atmosferinin,pürüssüzlüğüne ters düşen karanlık tarafı.benim ne psikopat bir pesimist olduğumdan haberdar olan esas kız,büyük çabalarla kurduğu bu dengeyi kısa süreliğine de olsa bozar diye korktuğundan sevemedi bu filmi:)
puanı:
7/10

9 Haziran 2010 Çarşamba

Fringe



Dahi J. J. Abrams ın projesi olan bilimkurgu dizisi "Fringe" 9 Eylül 2008 de başladı yayın hayatına.Her bölümüyle büyüyen hayran kitlesiyle lostun üzerine çıkan bir proje oldu.Üstelik "Lost" dan iyisini yapamaz dedikleri bir anda.Kısacası o meşhur markanın sloganı sinema dünyasında abrams a yakışır.O daha iyisini yapana kadar en iyisi bu:) 2.sezon finalini yaptık bugün esas kızla...

yorumum:
Harika ötesi bir dizi.Biraz x-files biraz csi tadı veriyor.Ama karışıma kendine özgü bir şeylerde ekleyip eşsiz bir tat çıkarıyor ortaya.Her şey var içinde.Bilimkurgu ögeleriyle desteklenmiş bilimsel hipotezler sahiciliği arttırmış.Karakterler tam oturmuş ve işte bu denilecek bir oyunculuk sergiliyorlar.Özellikle John Noble Walter karakteriyle gönüllerimizi fethediyor.Güncel detayların üzerine kurulmuş esprileri,Walter-peter üzerinden eşine rastlanmayacak baba-oğul ilişki-çatışmaları,olivia-peter ın dillenmeyen aşkı.Herşeyiyle dolu dolu bir dizi.Her bölüm birbirine benzer bir şekilde düğümlenip çözülsede her bölümde sürprizlerle dolu olmayı başarıyor.Kısacası Fringe bir numara...
puanım:
10/10

yorumu:
Bana bir diziden beklediğim herşeyi sunuyor.Polisiye,gerilim,gizem,bilim.Birçok olayda acaba? dedirtecek kadar inandırıcı,kendimizi sorgulatacak kadar gerçekci.Oyuncular çok iyi.Walter özellikle,adamın her halini gördük:)Bayılıyorum ona.Bir film mi fringe mi deseler fringe derdim.Hem filmin verebileceği şeyleri veriyor hem de bir solukta izleniyor.Kurgusu kaliteli,dokusu sağlam.Sıkılmadan izleniyor.
puanı:
9.5/10

6 Haziran 2010 Pazar

::sevgili günlük::

Orhan pamuk okuma maceramız yazarın dili muhalefetiyle yarıda kalmıştır.Şimdi birimizin okuyup diğerimizin okumadığı kitaplara yoğunlaşmaya karar verdik...:)

An Education



Remember Me faciasından sonra içeriğini bilmediğim bu filmi çekinerek izledim doğrusu.Neyse ki ilişki bizim formatımıza uymuyordu ve kötü sonda o kadar keskin değildi...

yorumum:
Güzel bir kurgu.Tilki misali yaklaşıyor filmin düğümü,hissediyorsun ancak farkettirmiyor kendini.Oyunculuklar başarılıydı,özellikle aşk kazığını yiyen karakterin tüm sıkıntısını her mimiğinden hissedebildiğimiz başrol Carey Mulligan.Keza Peter Sarsgaard da aynı incelikle oynamış rolünü.Dönem ingilizlerinin fransız düşkünlüğünü,ailevi takıntılarını,gençliğinin okul-özgürlük burhanlarını yi işlemiş ve en sonunda da dönüp dolaşıp "neden okunur?" sorusuna verdiği "istediğimiz yaşam için öncelikle okumalıyız" düsturunu beğendim...
puanım:
7/10

yorumu:
Yine dokusu yüzünden çöpe atamayacağım bir film.Tarihi hoş.Verdiği mesajda güzeldi.Hepsi bir anda olabilire(birilerine çok benziyor bu yaklaşım:))parasız hiç biri olmaz cevabı.Bunlar güzeldi ama onların anlayışı garip,hayatını devam ettirmeyeceği bir adamla yatıyor.Bence bu iğrenç...Ve mekan çekimleri genelde iç mekan:)kolaya kaçmışlar...
puanı:
6.5/10

3 Haziran 2010 Perşembe

Remember Me



Finallerimizin bittiği şu günü sinemayla şenlendirelim demiştik ancak...:)

yorumum:
Film ortalama bir depresif oğlan-hayat değiştiren hatun formatında ilerledi.Doyurucu bir romantizm sundu ve en sonda karşılaşacağımızı hissettiğim an geldi.Ancak beklemediğim bir ambalajda.Sonun kötü olduğunu bildim de şekli itibari ile ters köşeye yatırdı beni.Kötü sonlu olduğunu bilseydim götürmezdim esas kızı nitekim ne kadar etkilendiğinin farkındayım.
puanım:
6/10

yorumu:
Eskiden acıklı,duygusal film izlemek çok kolaydı.Gülerdim bile hatta...Şimdi hüngür hüngür ağlıyorum.İşimi zorlaştırdın...
puanı:
-

2 Haziran 2010 Çarşamba

::sevgili günlük::




Bugün(1 haziran) dayı olduğum gün olarak kayıtlara geçilsin lütfen.İbrahim Ege ailemize katılmış bulunmakta...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

::sevgili günlük::



Aşk belki de bazen birinin uykusu tutmadığında diğerinin ona fısıldadığı bir masaldır.Esas kızın kaleminden bir varmış bir yokmuş...

Vaktiyle ülkelerden birinde,her kızın gönlünde yatan,bakan insanları kendine bir daha baktıran,beyefendiliği ve bilgeliğiyle herkesi kendine hayran bırakan,yakışıklı mı yakışıklı bir oğlan yaşarmış.Ve aynı ülkede kendi halinde yaşayan,saygılı-kibar ancak alelade bir kız varmış.Bakan bir daha bakmazmiş ama dikkatli bakanda gözlerinde yatan cevheri görebilirmiş.Ailesinin üzerine titrediği sessiz,sakin bir o kadarda çalışkan kızımızla,herkesin gönlünde efsaneleşen oğlumuz bir gün karşılaşmışlar.Kız ormanda bir kayanın üzerine oturmuş kitap okuyormuş.Kader o ya tam o gün gezinti yapmak için çıkan oğlumuz peşindeki kızları atlatmak için ormanın derinliklerine dalmış.Taşın üzerine oturmuş,ormanın en kuytu köşesinde kitap okuyan bu kız dikkatini çekmiş.Daha önce nasıl olupta görmediği aklını kurcalıyormuş.Kıza yaklaşıp onu seyre koyulmuş.Kitap okuyuşu ve verdiği tepkilere hayran kalmış."Ne kadar ilginç de mi?" diye lafa girerek kitabına dalmış kızı ürkütmüş.Kız hem yaşadığı ani korkuyla hem de onu seyreden bu densizin bu cesareti nereden bulduğunu merak ederek ona çıkışmış...Tabiki de oğlanı tanıyordu kız.Kasabanın bütün kızlarının dilinden düşüremediği,bütün erkeklerininde alenen nefret ettği su oğlandı.Ama kızın ona karşı bir öfkesi vardı nedense.Hem bu kadar beğenilip hem de bu kadar efendi olabileceğine inanmıyor onu aklında bir şımarık olarak nitelendiriyordu...Bu kızı daha önce hiç görmemiş olduğuna şaşırıyordu oğlan çünkü o çok farklıydı.Ne daha önce gördüğü kızlar kadar göz boyayıcı ve cilveli,ne de onlar kadar boştu.Gözleriyle konuşabilen bir insandı sanki.Ancak anlaşılamayan bir öfke vardı kızın gözlerinde.

devam edecek...

(müthiş ithamlar,harika iltifatlar ve muhtesem bir tevazu.işte benim aşkım:)

21 Mayıs 2010 Cuma

::sevgili günlük::



Günün beraber geçidiğimiz saatleri öğleye denk geldiği için biz de kahvaltımızı 12 civarında yaparız genelde:)Ve en sonki iskender deneyimimizden oldukça hoşnut kaldığımızdan,bir de kahvaltıda deneyelim istedik.Düşündüğüm gibi mide bulandırıcılıktan çok öteydi.Hatta bütçemiz yetse her kahvaltıda bunu yapabileceğimizi hissettim:)En azından bir defa denemelisiniz...

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Fantastic Mr. Fox





Film Roald Dahl'ın 70’lerde yayımlanan “The Fantastic Mr. Fox” adlı kitaptan uyarlama.Adını çok önceden takip edilecekler listesine eklediğim Wes Anderson tarafından çekildi.Senaryosunda da Ronald dahl a katkıda bulunmuş yönetmen.Yönetmenin yeteneği yaptığı yemeğe kendi özel lezzetini ekleyebilmesinde.Her filminde bir anderson tadı alınabiliyor ki buda iyi yönetmenin alametifarikası oluyor haliyle.Seslendirme kadrosuna da bir bakın derim:)..

yorumum:
Film stop-mation tekniğinin özgün bir uyarlamasıyla çekildiğinden olsa gerek diğer animasyonlardanda farklı bir yerde.İnce ayrıntıları çok seviyorum ben filmlerde.Mesela burada da vahşi hayvanları özelliklerini çok iyi uyarlamışlar.Yemek yiyişleri falan gerçekten zekice.İnceden inceden dokunduran diyalogları ve kendine has espri anlayışıyla beni etkiledi.Tatmin oldum neticede imdb puanının hakkını vermiş gibi geldi.Yaşayış şeklimiz,endişelerimiz,beklentilerimiz ve aile yaşantımızla ilgili söyledikleri düşündürücü...
puanım:
7.5/10


yorumu:
Dokusu çok hoştu.Çocuksu ama güzel bir hikayesi vardı.Up la yarışıp kaybetmesi doğal çünkü o herkese hitap edebiliyorken bu sadece animasyon sevenlere yönelik olmuş.Ama güzeldi bu teknikle izlememiştik...
puanı:
8/10

17 Mayıs 2010 Pazartesi

::sevgili günlük::





Dönercisiyle,sucusuyla,mısırcısıyla klasik festival alanlarından biri işte.Athenayı beklerken yarım kokoreç bir de sosisliyi indirmiş bulunmaktayım mideme.Ve esas kız beni ranger a bindirmeye uğraşmakta bu mide ve yükseklik korkusuyla.Az önce gondoldan inmiş olduğumuz gerçeğine rağmen üstelik.Evet yükseklik korkum var.Evet elim ayağım titremekte:)Ama herşeye rağmen o en yüksekte ona sana aşığım diyebilmekte bir başka,ne kadar kapalı olsa da gözlerimiz:)Bugün unutulmaz bir gün.Yani evet aşkım dolayısıyla unutulmaz zaten ancak daha da unutulmazlaştıran birşey daha var ki değmeyin keyfime.Bursaspor Fenerbahçenin avuçlarından almış kupayı daha ne olsun.Esas kız bile sevinmekte.Derken maçtan haberdar oldukları gayet açık bir şekilde grubumuz fırlıyor sahneye.Herşeye rağmen enerjilerii harika.Gerçek sanatçılık budur işte.İçeriniz kan ağlasa da çaktırmayacaksınız:)Neyse harika bir konserdi.Bağıra,çığıra.Sarmaş dolaş izledik.Bu gün unutulmazlarımız arasına girdi kadınım.Seni çok seviyorum...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Merlin




İşte beraber dizi izleme alışkanlığını kazandığımız ilk dizi.Adı "Merlin".Su an 3. sezon çekimlerine başlama arifesinde.Biz de iki sezonunu devirmiş müdavimleriyiz...

yorumum:
Klasik merlin-arthur ikilisini biraz modernize edip servis etmişler.Her bölümde ayrı kurgu yöntemiyle ilerlediği için kaçırdığınızda pek bir sorun arz etmeyen dizilerden.Eski zamanlarda geçen macera yüklü hikayeleri yaratan kahramanlar ilginç bir dost-patron ilişkisine sahip arthur ve merlin.Bunlara paralel çetrefilli aşk münasabetleri,düşmanlıklar,kara ve iyi büyüler ile güçlendirilmiş kurgumuz:)Dokusal anlamda sağlam bir tema çizilmiş.Cepheden geniş açıyla kale çekimlerinde biraz fire verse de ortalamanın üzerinde bir görsellik tutturulmuş.Tek dezavantajı hikaye düğümünün hep aynı şekilde çözülmesi.Bu heyecanı öldürüp,merakı yoketmek suretiyle beklentiyi düşürüyor.Sonda da ters köşe yapamayınca iyiden kötüleşiyor.Ancak ilk gözağrımız ve emek harcanan bir yapım.Seviyorum.
puanım:
7,5/10

yorumu:
Dizinin tarihi dokusunu çok seviyorum.Seti falan müthiş.Tam vermişler o zamanın ruhunu ve inandırıcı.Efsaneye bağlı kalmamışlar pek ama gayet güzel.En sevdiğim de tabiki telaffuzları:)...
puanı:
8/10

14 Mayıs 2010 Cuma

::sevgili günlük::




İçine herşey sığan günler vardır ya.İşte onlardan biri.Küçük kavgalarla(kabul ediyorum ki suçlu bendim) açılış yaptığımız güne,kır yürüyüşüyle devam ettik.Sonra bahar şenliği aracılığıyla şenlenen şenlik alanımızda pandomim sanatının seyrine vardık.Tiyatro kulübümüz gerçekten iyi iş çıkardı bence bu konuda:)Sonra acıktığımızı kendimize has telepatik yöntemimizle hissedip ayaklarımızı yola düşürdük.En yakın alışveriş merkezinin fastfood katına vardığımızda kendimize gelip birer iskender ısmarladık.Eşsiz bir deneyim daha gizliydi küçücük porsiyonda.Tereyağlı ve sıcak sıcak servis edilmiş(öğrenci menüsü olmasına rağmen) iskenderimiz harika ötesiydi ki bir daha gelmek üzere ayrıldık oradan.Lades oyunumuzun galibi olarak jelibonu haketmiştim.Hem de büyük boylarından bir tane.Hemen bulduğumuz ilk tenha parka sığınıp cephanemizi tükettik orada.İnanırmısınız jelibon bile bir başkaydı bugün.Oradan konser alanına gittik ancak nil çıkamadan benim halısaha maçımın saati geldi.Ne kadar gitmek istemesemde cuma geleneğini arkadaşlarıma rağmen, bozamazdım.Esas kızda gönülsüz bir anlayışla karşıladı vakayı.Ancak ben de aşkımız üzerine yemin ettim ki bir daha böyle bir şeye maruz kalmasına izin vermeyeceğim.Nitekim onun sözüyle "bacak gördüm bacak" deme şansımı kaçırmıştım:)Finaline rağmen harikaydı.Çok teşekkürler aşkım.Athena da acısını çıkaracağız emin ol...

13 Mayıs 2010 Perşembe

::sevgili günlük::




Koleksiyon yapmak iyidir.Aşkada iyi gelir.Ne olduğu önemli değil ancak dergi gibi sizin aşkınızı zamana bağlayacak şeyler çok yararlı olabilir.Böylelikle gerçeküstü duygular yaşatan bu birleşimin dünyaya ait olduğunun bir kanıtını geleceğe biriktirebilirsiniz.Karlı bir kış günü sıcak odanızda tarihiniz tozlu sayfalarını karıştırmak isterseniz bu koleksiyonun çok faydasını görebilirsiniz diye düşünüyorum:)Bu pragmatist yaklaşımım bir yana ilerde çocuklarınıza eşsiz bir arşiv hediye etmiş olursunuz en basitinden.
Bizim koleksiyonumuz aylık sinema turkuvaz dergisi.Sene başında izmire giderken yolda okumak üzere aldığımız senenin ilk sayısından sonra(ilk yalnız başımıza tatilimizdi:) esas kızın tavsiyesiyle her ay almaya karar verdik.Eşsiz eleştiriler,güncel haberler,yararlı tavsiyeler ve özel koleksiyon sayfalarıyla gerçekten şahane bir dergi.tavsiye edilir...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

::sevgili günlük::



Bugün esas kızın çeyizine ilk eşyamız girdi:)Bir mikser.Alamancı akrabası tarafından gönderilmiş aileye ihtiyaç olmayınca bize kaldı.Küçük birşey gibi gözükebilir size ancak adeta bizim gelmesini temenni ettiğimiz ve sabırsızlıkla beklediğimiz o geleceği somutlar nitelikte bir sembol bizim için...

Ayrıca bugün birşey farkettim.Ara ara yeni bir şarkı keşfettiğimizde birbirimize dinlettirme gibi bir alışkanlığımız oluşmaya başladı.Geçen hafta o bana ölümsüz ozanımız,şair ceketli çocuğumuz kazım koyuncudan "işte gidiyorum" dinletmişti.Bende bugün birbaşka ölümsüz cem karaca dan "Sen de Başını Alıp Gitme" ile karşılık verdim(isimleri bir mesaj taşımamakla beraber ilginç bir tesadüf olmuş:)İki harika parça vesilesi ile iki harika insanı da anmış olalım buradan...

"Hayatta hiçbirşeyim az olmadı senin kadar."Ne kadar benimle olsanda ne kadar çok,çoğul olsanda hep bir miktar az kalıyorsun be gülüm.Yanımdayken bile hasretim sana.24 saatimde de olsan ben tanrıdan bir saat daha dilerim o güne.Doyumsuzluğumdan değildir bilirsin azla yetinirim ancak hiçbirşeyi istemiyorum senin kadar...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Ateşi Yakalamak



Suzanne Collins'in Açlık Oyunları serisinin ikinci kitabı bu.Geçen hafta bitirmiştik ancak yorumlatmaya fırsat buldum esas kıza...

yorumum:
Sade dili ve sağlam kurgusunun yanında getirdiği doğal akıcılığının yanısıra ilginç öyküsüyle beni büyülemeye devam ediyor yazar.İlk kitapta noktayı koyduğu hikayeyi sağlam dinamikler üzerinden hız kesmeden kaldırıp,maharetli bir şekilde ikinci noktaya sürüklüyor kalemiyle.Karakterleri daha detaylı tanıyoruz,ikilimler ve seçimlerin taşıdığı manada kuvvetleniyor diğer kitaba nazaran.Ve tüm bunların yanında kitapta evrensel bir dile bürünüp(isyan-devrim kavramları üzerinden) ustalıkla hayran kitlesini katlıyor kanımca:)Ne diyeyim,yeni bir dünyada seninle eşsiz bir yolculuğa çıkmamıza olanak sağladığı için yazara tesekkür ediyorum aşkım.Ve son kitabı sabırsızlıkla bekliyorum...

yorumu:
Okuyunca kendini içine çekip kurguladığı dünyanın varlığına gerçekten inandıran kitaplar vardır ya,bu onların en başarılılarından biri.Bir solukta okuyup ne kadar okuduğumun farkına bile varamadım.Bu mükemmel kurgunun tek kusuru sonunu gereksiz bir acelicilikle getirmesiydi.Okuyucunun düşünmesine ve sindirmesine vakit vermeden bütün olayı iki sayfada sonuçlandırdı.Buna rağmen kitaplığımızda distopik kitaplar arasında bulunması gereken bir kitap...

(esas kız söyleyince düşündüm bende.gerçekten yazar çok hızlı sonuçlandırıyor.bence hikayeyi fazla zamana yaydığı için sonunu böyle okuyucuyu sıkmama kaygısıyla olgunlaşmadan toplamak zorunda kalıyor.)