24 Mayıs 2010 Pazartesi

::sevgili günlük::



Aşk belki de bazen birinin uykusu tutmadığında diğerinin ona fısıldadığı bir masaldır.Esas kızın kaleminden bir varmış bir yokmuş...

Vaktiyle ülkelerden birinde,her kızın gönlünde yatan,bakan insanları kendine bir daha baktıran,beyefendiliği ve bilgeliğiyle herkesi kendine hayran bırakan,yakışıklı mı yakışıklı bir oğlan yaşarmış.Ve aynı ülkede kendi halinde yaşayan,saygılı-kibar ancak alelade bir kız varmış.Bakan bir daha bakmazmiş ama dikkatli bakanda gözlerinde yatan cevheri görebilirmiş.Ailesinin üzerine titrediği sessiz,sakin bir o kadarda çalışkan kızımızla,herkesin gönlünde efsaneleşen oğlumuz bir gün karşılaşmışlar.Kız ormanda bir kayanın üzerine oturmuş kitap okuyormuş.Kader o ya tam o gün gezinti yapmak için çıkan oğlumuz peşindeki kızları atlatmak için ormanın derinliklerine dalmış.Taşın üzerine oturmuş,ormanın en kuytu köşesinde kitap okuyan bu kız dikkatini çekmiş.Daha önce nasıl olupta görmediği aklını kurcalıyormuş.Kıza yaklaşıp onu seyre koyulmuş.Kitap okuyuşu ve verdiği tepkilere hayran kalmış."Ne kadar ilginç de mi?" diye lafa girerek kitabına dalmış kızı ürkütmüş.Kız hem yaşadığı ani korkuyla hem de onu seyreden bu densizin bu cesareti nereden bulduğunu merak ederek ona çıkışmış...Tabiki de oğlanı tanıyordu kız.Kasabanın bütün kızlarının dilinden düşüremediği,bütün erkeklerininde alenen nefret ettği su oğlandı.Ama kızın ona karşı bir öfkesi vardı nedense.Hem bu kadar beğenilip hem de bu kadar efendi olabileceğine inanmıyor onu aklında bir şımarık olarak nitelendiriyordu...Bu kızı daha önce hiç görmemiş olduğuna şaşırıyordu oğlan çünkü o çok farklıydı.Ne daha önce gördüğü kızlar kadar göz boyayıcı ve cilveli,ne de onlar kadar boştu.Gözleriyle konuşabilen bir insandı sanki.Ancak anlaşılamayan bir öfke vardı kızın gözlerinde.

devam edecek...

(müthiş ithamlar,harika iltifatlar ve muhtesem bir tevazu.işte benim aşkım:)

21 Mayıs 2010 Cuma

::sevgili günlük::



Günün beraber geçidiğimiz saatleri öğleye denk geldiği için biz de kahvaltımızı 12 civarında yaparız genelde:)Ve en sonki iskender deneyimimizden oldukça hoşnut kaldığımızdan,bir de kahvaltıda deneyelim istedik.Düşündüğüm gibi mide bulandırıcılıktan çok öteydi.Hatta bütçemiz yetse her kahvaltıda bunu yapabileceğimizi hissettim:)En azından bir defa denemelisiniz...

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Fantastic Mr. Fox





Film Roald Dahl'ın 70’lerde yayımlanan “The Fantastic Mr. Fox” adlı kitaptan uyarlama.Adını çok önceden takip edilecekler listesine eklediğim Wes Anderson tarafından çekildi.Senaryosunda da Ronald dahl a katkıda bulunmuş yönetmen.Yönetmenin yeteneği yaptığı yemeğe kendi özel lezzetini ekleyebilmesinde.Her filminde bir anderson tadı alınabiliyor ki buda iyi yönetmenin alametifarikası oluyor haliyle.Seslendirme kadrosuna da bir bakın derim:)..

yorumum:
Film stop-mation tekniğinin özgün bir uyarlamasıyla çekildiğinden olsa gerek diğer animasyonlardanda farklı bir yerde.İnce ayrıntıları çok seviyorum ben filmlerde.Mesela burada da vahşi hayvanları özelliklerini çok iyi uyarlamışlar.Yemek yiyişleri falan gerçekten zekice.İnceden inceden dokunduran diyalogları ve kendine has espri anlayışıyla beni etkiledi.Tatmin oldum neticede imdb puanının hakkını vermiş gibi geldi.Yaşayış şeklimiz,endişelerimiz,beklentilerimiz ve aile yaşantımızla ilgili söyledikleri düşündürücü...
puanım:
7.5/10


yorumu:
Dokusu çok hoştu.Çocuksu ama güzel bir hikayesi vardı.Up la yarışıp kaybetmesi doğal çünkü o herkese hitap edebiliyorken bu sadece animasyon sevenlere yönelik olmuş.Ama güzeldi bu teknikle izlememiştik...
puanı:
8/10

17 Mayıs 2010 Pazartesi

::sevgili günlük::





Dönercisiyle,sucusuyla,mısırcısıyla klasik festival alanlarından biri işte.Athenayı beklerken yarım kokoreç bir de sosisliyi indirmiş bulunmaktayım mideme.Ve esas kız beni ranger a bindirmeye uğraşmakta bu mide ve yükseklik korkusuyla.Az önce gondoldan inmiş olduğumuz gerçeğine rağmen üstelik.Evet yükseklik korkum var.Evet elim ayağım titremekte:)Ama herşeye rağmen o en yüksekte ona sana aşığım diyebilmekte bir başka,ne kadar kapalı olsa da gözlerimiz:)Bugün unutulmaz bir gün.Yani evet aşkım dolayısıyla unutulmaz zaten ancak daha da unutulmazlaştıran birşey daha var ki değmeyin keyfime.Bursaspor Fenerbahçenin avuçlarından almış kupayı daha ne olsun.Esas kız bile sevinmekte.Derken maçtan haberdar oldukları gayet açık bir şekilde grubumuz fırlıyor sahneye.Herşeye rağmen enerjilerii harika.Gerçek sanatçılık budur işte.İçeriniz kan ağlasa da çaktırmayacaksınız:)Neyse harika bir konserdi.Bağıra,çığıra.Sarmaş dolaş izledik.Bu gün unutulmazlarımız arasına girdi kadınım.Seni çok seviyorum...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Merlin




İşte beraber dizi izleme alışkanlığını kazandığımız ilk dizi.Adı "Merlin".Su an 3. sezon çekimlerine başlama arifesinde.Biz de iki sezonunu devirmiş müdavimleriyiz...

yorumum:
Klasik merlin-arthur ikilisini biraz modernize edip servis etmişler.Her bölümde ayrı kurgu yöntemiyle ilerlediği için kaçırdığınızda pek bir sorun arz etmeyen dizilerden.Eski zamanlarda geçen macera yüklü hikayeleri yaratan kahramanlar ilginç bir dost-patron ilişkisine sahip arthur ve merlin.Bunlara paralel çetrefilli aşk münasabetleri,düşmanlıklar,kara ve iyi büyüler ile güçlendirilmiş kurgumuz:)Dokusal anlamda sağlam bir tema çizilmiş.Cepheden geniş açıyla kale çekimlerinde biraz fire verse de ortalamanın üzerinde bir görsellik tutturulmuş.Tek dezavantajı hikaye düğümünün hep aynı şekilde çözülmesi.Bu heyecanı öldürüp,merakı yoketmek suretiyle beklentiyi düşürüyor.Sonda da ters köşe yapamayınca iyiden kötüleşiyor.Ancak ilk gözağrımız ve emek harcanan bir yapım.Seviyorum.
puanım:
7,5/10

yorumu:
Dizinin tarihi dokusunu çok seviyorum.Seti falan müthiş.Tam vermişler o zamanın ruhunu ve inandırıcı.Efsaneye bağlı kalmamışlar pek ama gayet güzel.En sevdiğim de tabiki telaffuzları:)...
puanı:
8/10

14 Mayıs 2010 Cuma

::sevgili günlük::




İçine herşey sığan günler vardır ya.İşte onlardan biri.Küçük kavgalarla(kabul ediyorum ki suçlu bendim) açılış yaptığımız güne,kır yürüyüşüyle devam ettik.Sonra bahar şenliği aracılığıyla şenlenen şenlik alanımızda pandomim sanatının seyrine vardık.Tiyatro kulübümüz gerçekten iyi iş çıkardı bence bu konuda:)Sonra acıktığımızı kendimize has telepatik yöntemimizle hissedip ayaklarımızı yola düşürdük.En yakın alışveriş merkezinin fastfood katına vardığımızda kendimize gelip birer iskender ısmarladık.Eşsiz bir deneyim daha gizliydi küçücük porsiyonda.Tereyağlı ve sıcak sıcak servis edilmiş(öğrenci menüsü olmasına rağmen) iskenderimiz harika ötesiydi ki bir daha gelmek üzere ayrıldık oradan.Lades oyunumuzun galibi olarak jelibonu haketmiştim.Hem de büyük boylarından bir tane.Hemen bulduğumuz ilk tenha parka sığınıp cephanemizi tükettik orada.İnanırmısınız jelibon bile bir başkaydı bugün.Oradan konser alanına gittik ancak nil çıkamadan benim halısaha maçımın saati geldi.Ne kadar gitmek istemesemde cuma geleneğini arkadaşlarıma rağmen, bozamazdım.Esas kızda gönülsüz bir anlayışla karşıladı vakayı.Ancak ben de aşkımız üzerine yemin ettim ki bir daha böyle bir şeye maruz kalmasına izin vermeyeceğim.Nitekim onun sözüyle "bacak gördüm bacak" deme şansımı kaçırmıştım:)Finaline rağmen harikaydı.Çok teşekkürler aşkım.Athena da acısını çıkaracağız emin ol...

13 Mayıs 2010 Perşembe

::sevgili günlük::




Koleksiyon yapmak iyidir.Aşkada iyi gelir.Ne olduğu önemli değil ancak dergi gibi sizin aşkınızı zamana bağlayacak şeyler çok yararlı olabilir.Böylelikle gerçeküstü duygular yaşatan bu birleşimin dünyaya ait olduğunun bir kanıtını geleceğe biriktirebilirsiniz.Karlı bir kış günü sıcak odanızda tarihiniz tozlu sayfalarını karıştırmak isterseniz bu koleksiyonun çok faydasını görebilirsiniz diye düşünüyorum:)Bu pragmatist yaklaşımım bir yana ilerde çocuklarınıza eşsiz bir arşiv hediye etmiş olursunuz en basitinden.
Bizim koleksiyonumuz aylık sinema turkuvaz dergisi.Sene başında izmire giderken yolda okumak üzere aldığımız senenin ilk sayısından sonra(ilk yalnız başımıza tatilimizdi:) esas kızın tavsiyesiyle her ay almaya karar verdik.Eşsiz eleştiriler,güncel haberler,yararlı tavsiyeler ve özel koleksiyon sayfalarıyla gerçekten şahane bir dergi.tavsiye edilir...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

::sevgili günlük::



Bugün esas kızın çeyizine ilk eşyamız girdi:)Bir mikser.Alamancı akrabası tarafından gönderilmiş aileye ihtiyaç olmayınca bize kaldı.Küçük birşey gibi gözükebilir size ancak adeta bizim gelmesini temenni ettiğimiz ve sabırsızlıkla beklediğimiz o geleceği somutlar nitelikte bir sembol bizim için...

Ayrıca bugün birşey farkettim.Ara ara yeni bir şarkı keşfettiğimizde birbirimize dinlettirme gibi bir alışkanlığımız oluşmaya başladı.Geçen hafta o bana ölümsüz ozanımız,şair ceketli çocuğumuz kazım koyuncudan "işte gidiyorum" dinletmişti.Bende bugün birbaşka ölümsüz cem karaca dan "Sen de Başını Alıp Gitme" ile karşılık verdim(isimleri bir mesaj taşımamakla beraber ilginç bir tesadüf olmuş:)İki harika parça vesilesi ile iki harika insanı da anmış olalım buradan...

"Hayatta hiçbirşeyim az olmadı senin kadar."Ne kadar benimle olsanda ne kadar çok,çoğul olsanda hep bir miktar az kalıyorsun be gülüm.Yanımdayken bile hasretim sana.24 saatimde de olsan ben tanrıdan bir saat daha dilerim o güne.Doyumsuzluğumdan değildir bilirsin azla yetinirim ancak hiçbirşeyi istemiyorum senin kadar...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Ateşi Yakalamak



Suzanne Collins'in Açlık Oyunları serisinin ikinci kitabı bu.Geçen hafta bitirmiştik ancak yorumlatmaya fırsat buldum esas kıza...

yorumum:
Sade dili ve sağlam kurgusunun yanında getirdiği doğal akıcılığının yanısıra ilginç öyküsüyle beni büyülemeye devam ediyor yazar.İlk kitapta noktayı koyduğu hikayeyi sağlam dinamikler üzerinden hız kesmeden kaldırıp,maharetli bir şekilde ikinci noktaya sürüklüyor kalemiyle.Karakterleri daha detaylı tanıyoruz,ikilimler ve seçimlerin taşıdığı manada kuvvetleniyor diğer kitaba nazaran.Ve tüm bunların yanında kitapta evrensel bir dile bürünüp(isyan-devrim kavramları üzerinden) ustalıkla hayran kitlesini katlıyor kanımca:)Ne diyeyim,yeni bir dünyada seninle eşsiz bir yolculuğa çıkmamıza olanak sağladığı için yazara tesekkür ediyorum aşkım.Ve son kitabı sabırsızlıkla bekliyorum...

yorumu:
Okuyunca kendini içine çekip kurguladığı dünyanın varlığına gerçekten inandıran kitaplar vardır ya,bu onların en başarılılarından biri.Bir solukta okuyup ne kadar okuduğumun farkına bile varamadım.Bu mükemmel kurgunun tek kusuru sonunu gereksiz bir acelicilikle getirmesiydi.Okuyucunun düşünmesine ve sindirmesine vakit vermeden bütün olayı iki sayfada sonuçlandırdı.Buna rağmen kitaplığımızda distopik kitaplar arasında bulunması gereken bir kitap...

(esas kız söyleyince düşündüm bende.gerçekten yazar çok hızlı sonuçlandırıyor.bence hikayeyi fazla zamana yaydığı için sonunu böyle okuyucuyu sıkmama kaygısıyla olgunlaşmadan toplamak zorunda kalıyor.)

9 Mayıs 2010 Pazar

::sevgili günlük::



Malum bahar şenlikleri kapsamında her üniversitede olduğu gibi bizimkindede birer ikişer konserler başladı.Dün gece piiz isimli grup vardı.Bizde vazgeç gönül isimli parçasını biliyoruz bir tek.Oradan yaptığımız çıkarımla müzik tarzının bizim kafamızdaki şeyle örtüşebileceği hayaliyle apar topar gittik konsere.Ancak sahnede birkaç parça söyledikten sonra anladık ki bir parçasıyla grup seçilmezmiş:)Ya sadece sahnenin önüne çöreklenen gençlerin anlayabildiği bir dilde sanat yapıyordu adamlar yahut böğürüyorlardı ki bizim böyle bir müziğe tahammülümüzün olmadığı 4. parçadan belli oldu.Oradan canlı müzik yapan küçük bir kafe-bar a kaydırdık rotamızı.Esas kızla ilk canlı müzik deneyimimizdi.Ve o loş ortamda ona bağırarak şarkı söylemenin keyfine diyecek yoktu doğrusu.Kısa da sürse bu lüks gerçekten çok eğlendim...

Konser öncesinde okulun yapma (ama güzel) gölünün kenarında çekirdek çitleyip sohbetleştik.Anlayacağınız konser gecemizde konser dışında herşey çok hoştu:)

(yanımıza makine almayı unuttuğumdan telefonla çekilmiş kötü fotolar var elimde.yazık oldu belgenilesi mutlu anlarımıza:)

6 Mayıs 2010 Perşembe

::sevgili günlük::



Yapılacak kayda değer birşey olmamasına rağmen boş vaktiniz mi var?İşte size tecrübe edilmiş duygular atlasımızdan bir tavsiye daha.Vizyonda sağlam film yok ki olsa da zaten paramız yok,malumunuz burslarımız yarın gelecek:)Bizde ev sineması günlerimizden birini yapmalıyız dedik.Atladık otobüse bize geldik.Sıradaki filmimizi izlecek kadar vaktimiz olmadığı gerçeği yadsınamayacak bir şekilde önümüzde duruyor olacak ki esas kız dizi izlemek istedi.Bende ona -bazı şeyler karşılığında- özel çayımdan yaptım:)Bu koşullar altında üstünde dumanı tüten bir mutluluktan yudumlar almaktan başka bir şansı da olmuyor insanın haliyle...
Seni seviyorum.Her yudumda yahut susuzluğumda.Fincan ya da ince belli farketmez:)Her koşul altında seninim...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

::sevgili günlük::




Tatsız sonlanan bir günün ertesinde havanın güzel olması-eğer kendinizi suçlu hissediyorsanız-size harika af dileme fırsatları sunabilir.Yapmanız gereken bir piknik sepeti hazırlamak ve bunu sürpriz olarak düzenleyebilmek.Yani günün normal bir şekilde akacağına onu inandırmalısınız.Sonra bomm:)Yüzündeki ifade emeklerinize değecektir emin olun...
Gelelim benim sepetime:)Klasiğimiz zeytin,peynirin yanına patatesli sac böreği,peynirli pohça,üzümlü kek,domates,salatalık,elma ve olmazsa olmazımız mini termos içinde çayımız.Menü biraz karmaşık ve alakasız oldu ancak neticede amacıma ulaştım:)öncelikle piknik alanına önceden gitmemi maruz gösterecek birşey gerekliydi.Tabi bizim kampüse yakın olduğu için genelde orada takıldığımızdan piknik alanında olmamda dikkate şayan bir durum değil.Sonra o gelmeden önce herşeyi hazırlamanız gerekiyor:)Benim bulunduğum alana gelmeden önce ben onu karşıladım ve bizim köşke kadar sessizce götürdüm.Önce şaşırdı burası dolu diyecek oldu sonra saniyenin bilmem kaçta biri hızla gözlerine anladığına dair bir ışık düştü.Gözleri doldu ve bir müddet sonra tesekkürler diyebildi.Yanaktan masum bir öpücükle azığımıza taaruza geçtik.Harikaydı...